Hukuk Düzeninin Kurulması ve Adaletin Tesisinde Sivil İtaatsizlik-III
Mehmet Pala'nın GAPHABER için yaptığı araştırma yazısı...
3-Gandi’nin Sivil İtaatsizlik Hareketi
a) Gandi Kişiliği
Vedâ dinine mensup olan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Mohandas Gandi, sınıf çelişkisinin yaşandığı sömürge bir ülke olan Hint Yarımadası’nda çocukluğunu geçirir.
Dini duyarlılığı çok yüksek olan bir annenin terbiyesinden geçmiş olması kişiliği üzerinde derin izler bırakır. Hint’in özgün romantizmin, duygusallığını, mistisizmini kendinde yüce bir ahlaka, hikmet ve irfanla yoğurduğu aklını keskin bir bilinç membaına dönüştürür. İlkeli ve onurlu duruşunu sömürgeleşmiş ülkenin çocuğu olmasına rağmen yitirmez. İngiltere’de dahil kısa bir şaşkınlık sürecinden sonra kendine has yaşam biçimini oluşturur. Kuran, İncil ve diğer dini metinleri okumayı bir alışkanlık haline getirir. Farklılıklara tahammülünü geliştirip tüm güzellikleri kendi şahsında toplamayı başarır.
Eleştirel bakış açısını tâ çocukken kendinde taşıyan Gandi, öz eleştirel bakış açısıyla da hem kendisini hem de toplumunu tekâmül sürecine koyar. İngiliz sömürüsünün kalkması Hint’in kendi kaderini kendisinin tayin etmesi ancak kendi iç çelişkilerinden arınmasıyla mümkün olacağını defalarca vurgular. Bu çelişkilerin kalkması için hayatı boyunca mücadele eder. Kendisiyle barışık bir insan olan Gandi, barış egemen duygularla halkının barış içinde yaşaması için var gücüyle çalışır ve özgün eylemler gerçekleştirir.
Barışın savaşını vermiş olan Gandi, şiddeti ahlaki bir vazife olarak reddeder. Zulmü başka bir zulümle değil, hak ve adalet ile yok eder. Düşmanını yok etmeyen, düşmanlığı yok edip düşmanını dost eden bir bilge, bir ruhani, bir öğretmendir Gandi.

b) Gandi’nin İngiltere Hayatı:
Liseyi bitiren Gandi, kısa bir üniversite hayatından sonra ağabeyinin ısrarıyla İngiltere’ye Hukuk okuması için gider. Annesi Gandi’ye dini kaynaklı üç şartla izin verir. “Et yemeyeceksin. Şarap içmeyeceksin. Evlilik bağlılığına sadık kalacaksın”
Annesinden şartlı izin alan Gandi, eşi Kasturbai ve iki aylık oğlunu bırakarak İngiltere’ye hukuk okumaya gider. Tarih 4 Eylül 1887.
Gandi İngiltere’ye ilk gittiği zaman modern hayata ayak uydurmaya çalışır. İyi bir yerde ev, modaya uygun bir hayat, dans dersleri ve keman dersleri almak gibi kendi gerçekliğinden uzak bir tutum içersine girer. Fakat bu yabancılaşma süreci kısa sürer.
İngiltere’de ırkçılığı aşığılayan, hor gören ve dışlayan yüzüyle erken tanışır. Traş olmak için berbere gittiğinde siyahların traş edilmediğine dair bir ırkçılıkla karşılaşır. Buna binaen kendi traşını kendi yapmaya başlar.
Gandi, ahlaki yapısı insanı yozlaştıran bir kültürde annesine vermiş olduğu sözde durur. Et yemez, şarap içmez, eşine olan sadakatini korur. Kısa bir süre sonra Gandi kendine has yaşam biçimini oluşturur.
Mütevazi bir yaşam, günde bir doları aşmayan harcama, İngilizlere benzeme kaygısını kafasından atma, kendisi gibi olanlarla beraber bir klüp kurma ve farklı dinlerin kitaplarını okuma…
Gandi sıradanlaşmaz. Günlük yürüyüşler yapar. Şehri gözler, şehri okur. İşçiler ve fakirlerle yakınlaşır. Hayatın çelişkilerini ve gerçeklerini duyumsar, kavrar ve bilinç düzeyine çıkarır.
İngiliz toplumunu, siyasi hayatını ve kültürünü iyi tahlil eder. Okul hayatını başarıyla bitirir. İngiliz Avukatlarıyla denk olan bir Avukatlık belgesiyle Hindistan’a döner.
c) Gandi’nin Güney Afrika Hayatı:
Gandi İngiltere’den döndükten sonra evrak doldurma işleri yapar. Hukuk alanından uzak olan bu evrak doldurma işinde zulmün envai çeşidine şahit olur. “Ben o kodamanlara evrak yazma işinden bıktım. Fakir köylülere mülk sahipleri ağır vergi ödetiyormuş ya da çarşıda pazarda onları aldatıyorlarmış kimin umurunda” diye söylenen Gandi’ye eşi “İngiliz memurlarını kastediyorsun” diye sorunca Gandi “hepsini demek istiyorum. Hintlilerde onlardan geri kalmıyor. Kibirli İngilizleri taklide yeltenen şımarık prenslerin ve küçük memurların hepsi… Sevgi ve merhametten mahrum ve seslerini kimseye işittiremeyenler hesabına zerre kadar hak ve adalet payı çıkarmak mümkün değil” diye cevap verir.
Gandi, Müslümanlara ait bir şirketin Güney Afrika’daki davaların takip etmek için anlaşma yapar. Güney Afrika’ya bu şirketin hukukunu müdafaa için gider ancak insanlığın hukukunu müdafaa eder.
Güney Afrika’ya giderken çeşitli haksızlıklarla karşılaşır. Bindiği tren ve vapurda ırkçılığın uygulamaları karşısında susmaz… Tartışır… Tartaklanır… Aynı ırkçı mantık posta arabasına binerken de yakasını bırakmaz. Bir avukat olduğu halde başına gelenleri diğer Hintlilerin başına gelenlerle kıyaslamak bile istemez. Beyaz olmadığı için Gandi otele bile kabul edilmez. Müvekkili olacak olan Müslüman Tüccar Gandi’ye “Peki siz böyle birinci sınıf bir otele kabul edilebileceğinizi nasıl aklınızdan geçirdiniz… İçinde bulunduğunuz vaziyete katlanmanız gerekir. Para kazanmak maksadıyla Güney Afrika’da bulunanlarımız beyazların hakaretlerine aldırış etmemeyi öğrenirler. Belki siz buna tahammül edemezsiniz.” deyiverince Gandi de tüccara cevap verir. “Eğer her yapılan haksızlığa susacak olursanız hiçbir zaman kimse sizi insan yerine koymayacaktır.”
Bu durumun egemenlerin günlük işlerinden olduğunu gören Gandi, Hintlilerle toplantılar yapmaya başlar.
Siyasal sürece katılma hakkı dahi olmayan Hintlilerle beraber oy kullanma hakkını elde etme mücadelesi verir.
Günlük hayatta yan yana oldukları halde kast sisteminden kaynaklanan sınıfçılıkların, mezhepçiliklerin ve din farklılıklarının oluşturmuş olduğu tecrit duvarlarından dolayı bir araya gelemeyen Hintlileri bir araya getirir. Budist, Müslüman, Hıristiyan, Zerdüşt vb. dinlerin mensuplarını kendi ortak sorunlarını konuşacak ve çözüm arayacak imkanların yaratılması için çaba sarf eder. Kendi bireysel ve sosyal bencilliklerini, kibirlerini yok etmeden İngilizlerin kibrinden ve sömürüsünden kurtulamayacağını vurgular.
Güney Afrika’da kölelik koşulları altında çalışan kontratlı işçilerin hikayesinden müteessir olan Gandi, işçilerin örgütlenmesinin hukuki mücadelesini ve basın yayının haberdar edilmesini sağlayarak insan onurun rencide eden kölelik koşullarıyla mücadele eder. İngiltere’deki insan onurunu önemseyen duyarlı İngilizleri bu sömürü çarkından haberdar etmenin önemine vurgu yaparak kontratlı işçilerin sesini oraya duyurur.
Kast Sistemine Savaş:
Hintlilerin en büyük zaafı ve çelişkisinin Kast Sistemi, bir arada yaşama kabiliyetini yok eden “ötekileştirme” olduğunu gören Gandi, radikal bir kararla bir arada yaşama koşullarını oluşturmaya yönelik koloni (çiftlik) fikrini gündemine alır. Fakat buna ilk karşı çıkan eşi Kasturbai olur. “Paryalar mı? Aman kocacığım! Onlar necistir. Sen onlarla bir araya mı geleceksin? Bir paryanın evinde seni düşünemiyorum. Giremezsin…” diyen karısına Gandi “Temizdirler. Paryaların evindeki lekesiz, pırıl pırıl yerleri, kap kacakları bir görsen. Misafirperverliklerini… Zengin Brahmanların kibrinden daha yüce bir tevazu var onlarda…”
Koloni oluşturmadan önce Gandi evini Paryalara açar. Öncelikle kendi eşine daha sonra diğer sınıfçı insanlara söylemiş olduğu “Kullarına sevgi besleyen Allah, insanlar arasında böyle kesin ve şiddetli ayrılıklara razı olmaz. Ben artık bu alçaltıcı, kötü Kast Sistemine karşı mücadele edeceğim…” sözünü faaliyete geçirir.
Öncelikle evinin içersindeki köle efendi ilişkisini sona ermesi için uşakların salıverilmesini ve herkesin kendi işini kendisinin görmesini ister. Gandi çamaşırcı uşağı gönderdikten sonra evdeki çamaşırı kendisi yıkamaya başlar. Ev sakinleri önce bu duruma sinirlendilerse de sonra alıştılar. Tüketime sınırlama getirerek iktisadın özgürleşme mücadelesindeki etkisine vurgu yapar. Lüks yaşamdan uzak sıradan bir yaşamı günlük hayatına egemen kılan Gandi çevresindekileri şaşırtır. Gönüllü olarak kontratlı işçilerin tedavi gördüğü hastanelerde çalışır. Hastaları yıkar, kirli su kaplarını boşaltır ve reçetelerini hazırlar…
Güney Afrika’daki hukukunu müdafaa ettiği şirketin haklarını elde ettikten sonra Hindistan’a dönmek ister. Güney Afrika’dan Hindistan’a döneceğini duyan Hintliler, Gandi’ye ve eşine kıymetli hediyeler getirir. Epey bir yekûn tutan bu hediyelere Gandi dokunmaz. Mihnet duygusu içinde Gandi’ye verilmiş olan bu hediyeleri paraya çevirip bir yardım fonuna dönüştürmek isteyen Gandi eşinin itirazıyla karşılaşır. Oğullarının evliliğini gündeme getiren Kasturbai, gelin hanıma alınacak olan mücevher, çeyiz ve benzeri masraflar için bu parayı muhafaza etmesini ister. Gandi “Oğullarımızın alacakları kızların mücevher isteyeceklerden olmayacağı aşikardır.” diye eşinin itirazını cevaplar. Akabinde kendi yürüdüğü yolun incelikleriyle, gereklilikleriyle eşini razı eder.
Hindistan’a gidip geri döndüğünde gerçek insani kardeşliğin tesisi için bir topluluk kurmanın ilk adımını atar. Durban civarında 100 dönümlük bir çiftlik satın alır. Bu çiftlikte altı aile ile bir koloni oluşturur. “Hint Düşüncesi” adlı gazetesini ve matbaasını çiftliğe taşır. Kısa bir süre içersinde bahçeler oluşturulur. Ve el sanatları geliştirilir. Bu koloniye katılan herkes toprağa yakın ve çok basit yaşayışı gerçekleştirenlerden oluşur. Gandi, bu koloniyle beraber Kast Sisteminin ortadan kalkacağına inanır. Çıkarmış olduğu Hint Düşüncesi adlı gazetede Kast Sisteminin kötülüğünden, bu sistemin yıkılması gerektiğinden bahseder. Bu kolonideki olumlu gelişmeler ileride ikinci bir koloninin oluşturulmasını da sağlar. Bu ikinci koloniye Tolstoy Çiftliği adını verir. Hindular, Müslümanlar, Paryalar, Brahmanlar bir arada yaşamaya başlarlar. Gandi farklı dinlere mensup olanların çocuklarını bütün dini etkinliklere katılmasını önemser.
Hindu çocukları Müslümanların orucuna riayet edip, bayramlarında bayram ederken, Müslüman çocukları da Hinduların Işık Bayramı’na riayet ederler. Gandi bu tür etkinliklerle tahammül ve bir arada yaşamanın temelini sağlamlaştırır. Bu çiftlikler geniş bir kitlede yankı uyandırırken sınıfçı reflekslerin varlığı bu yapılan işçileri hoş görmeyenlerin varlığına da delalet eder.
GAPHABER GAZETESİ
DEVAM EDECEK